Genellikle ilk dönemin bir yerlerinde, her şeyin geçici hissettiği bir an vardır. Birinin yanına oturursun çünkü boş bir sandalye vardır. Ders çıkışı birlikte yürürsün çünkü programlarınız denk gelmiştir. Ders aralarında kahve paylaşırsın çünkü ikiniz de henüz nereye gideceğinizi bilmiyorsunuzdur. Ve fark etmeden, bu küçük, tesadüfi anlar daha büyük bir şeyi şekillendirmeye başlar. Biz buna arkadaşlık deriz. Ama başlangıçta, çoğu zaman sadece yakınlıktır.
Üniversite hayatının geçişi işaretleyen sessiz bir tarafı vardır. Bir anda olmaz, resmi değildir; yavaş yavaş gerçekleşir. İster şehir değiştir ister aynı yerde kal, bir şeyler kayar. Ailen gündelik hayatında daha az görünür olur, rutinlerin değişir ve kendin için bir şeyler inşa etmen beklenen bir dönemin içinde bulursun kendini. Ve etrafındaki insanlar farklı bir şekilde önem kazanmaya başlar.
Belki de yirmili yaşlarda olmak tam olarak budur. Sadece özgürlük değil, kendi duygusal dünyandan sorumlu olma hâli. Kimi içeri aldığın, kimi yanında tuttuğun ve kimlerden yavaş yavaş uzaklaştığın. Ve işin tuhaf yanı, onları sen seçiyorsundur. Ya da en azından öyle olduğunu sanırsın.
Çünkü dürüst olalım: Bu dönemde kurduğumuz her arkadaşlık netlikten doğmaz. Bazen yalnızlıktan gelir. Bazen korkudan. Bazen de insanlarla dolu bir odada yalnız hissetmemek ihtiyacından. Bunun utanılacak bir yanı yok. Ama farkına varılması gereken bir tarafı var. Çünkü yalnızlıktan seçtiğimiz insanlar, kendimizi bütün hissettiğimizde seçeceğimiz insanlar olmayabilir.
Öğrenci hayatı hızlı akar, ilişkiler de öyle. İlk haftalarda insanlarla tanışırsın, uzun sohbetler paylaşırsın, gecenin bir vakti düşüncelerini, beklemediğin kadar erken kendinden parçaları açarsın. Bunun bir yoğunluğu vardır; gerçek hissettirir ve çoğu zaman gerçektir. Ama aynı zamanda kırılgandır. Henüz birbirinizi tam olarak tanımıyorsunuzdur. Yine de aile gibi hissettiren bir şey inşa edersiniz.
Büyürken hep arkadaşlıkların gelip geçtiğini duyarız. Geçici olduklarını, aile kadar ağırlık taşımadıklarını söylerler. Ve bazı açılardan bu doğrudur. İnsanlar gider. Gruplar değişir. Herkes kalmak için gelmez. Ama büyümek başka bir şeyi daha fark etmek demektir. Bazı insanlar yalnızca senin belirli bir hâlin için vardır. Belirli bir dönem, belirli bir mücadele, belirli bir an boyunca seninle yürürler ve sonra hayat ikinizi de farklı yönlere taşır. Her bitiş bir başarısızlık değildir. Bazen sadece zamandır.
Bir de kalanlar vardır. Onlara sıkı sıkıya tutunduğun için değil, hayatlarınız bir şekilde hizalanmaya devam ettiği için kalırlar. Sıradan bir arkadaşlıktan daha fazlası olurlar. Geri döndüğün bir sabit noktaya dönüşürler; her şey değişirken bile. Bazen aile gibi hissederler. Bazen de gerçekten ona dönüşürler.
Ama aileden farklı olarak, burada hiçbir şey garanti değildir. Bu ilişkileri yerinde tutan bir yapı yoktur. Bir zorunluluk yoktur. Devamlılığı mecbur kılan ortak bir geçmiş yoktur. Bu yüzden başka bir şeye ihtiyaç duyarlar. Farkındalık. Emek. Dürüstlük.
Ve dürüstlük, hayatın bu evresinde kolay değildir. Sadece yaşadıkların hakkında değil; neden burada olduğun hakkında da. Neden bazı arkadaşlıklarda kaldığın. Neden bazılarında uzak hissettiğin. Neden etrafın insanlarla doluyken bile bazen yalnız olduğun. Kendine şu soruyu sormak belli bir cesaret ister: Gerçek bir şey mi inşa ediyorum, yoksa sadece yalnız hissetmememi sağlayan bir şey mi?
Ve belki cevap ikisidir. Belki bu, hayatın bu dönemindeki arkadaşlıkları bu kadar karmaşık yapan şeydir. Hem gerçek hem eksik hem rahatlatıcı hem belirsizdirler. Bize nasıl bağlanacağımızı öğretirler ama nasıl bırakacağımızı da. Nasıl açılacağımızı gösterirler ama kendimizi nasıl koruyacağımızı da.
Belki de bu yıllardaki amaç kusursuz olmak değildir. Belki amaç farkında kalmaktır. Belirli insanların yanında nasıl birine dönüştüğünü fark etmek. Zaten bir grubun varken bile yeni bağlara yer açabilmek. Bazı insanların hayatından geçip gideceğini kabul etmek ve bunun onları daha az anlamlı kılmadığını bilmek.
Ve kalanları tanımak.
Çünkü günün sonunda ister üniversitenin içinde ister ötesinde olsun, bir hayat kurmak sadece nereye gittiğinle ilgili değildir. Bir anlığına, bir süreliğine ya da beklediğinden çok daha uzun bir zaman için seninle kimin yürüdüğüyle ilgilidir.
Korkudan değil. Alışkanlıktan değil.
Seçimden.