Spor dünyası geçtiğimiz ay Kış Olimpiyatları'nın görkemli oyunlarına sahne oldu. Yurdumuz medyasında hak ettiği kadar yer almasa da Kış Olimpiyatları 6-22 Şubat tarihleri arasında gerçekleşiyor. Yazının yazıldığı tarihe kadar Milano Cortina'da birçok spor dalında oyunlar oynandı ve maalesef ülkemizin bir madalyası yok. Yarışmaya 6 erkek ve 2 kadın sporcuyla katılan ülkemiz sporcuları; Alp disiplini, kayakla atlama, kayaklı koşu ve kısa kulvar sürat pateni kategorilerinde boy gösterirken hiçbir derece elde edemedik. Ülkemizde olimpiyatlara ve sporculara verilen destekler ve imkanlar tartışmaları her dönem olduğu gibi tartışılmaya devam ederken, bu sefer Türkiye'nin seremonide giydiği standart marka kiti konuşuldu. Amerika, Haiti ve Moğolistan gibi ülkelerin seremoniye özel tasarım elbiseleri dikkat çekerken, dünyanın sayılı tekstil ihracatçılarından olan ülkemizin böylesi tatsız ve hikayesiz bir seçim yapması haklı eleştirilere konu oldu ve Semih Saygıner'in "Alo, Bilardo" anısını akla getirdi.
Ülkemiz için sakin geçen olimpiyatlar birçok dünya rekoruna ve inanılmaz performansa da tanıklık etti. Şimdiye kadar kazanılan birçok madalya direkt dünya rekoru ile geldi. Doğum gününde olimpiyat altını kazananından tutun, kategorisinde en yaşlı olimpiyat şampiyonluğuna uzanan sporcusuna kadar birçok ilham verici ve alkışlanası hikaye ile karşılaştık. İlk haftadan itibaren zirveyi eline alan Norveç, şu anki mevcut tabloda da 17 altın ve 10'ar gümüş ve bronz madalya ile zirvede. Sporcular listesinde de zirveyi bir Norveçli paylaşıyor: Johannes Høsflot Klæbo. 12 kez olimpiyat madalyalı, 29 yaşındaki Norveçli'nin bu 12 madalyasının 5'i 2026 Olimpiyatları olmak üzere toplam 10 tane olimpiyat altını bulunuyor ki bu da yine bir Kış Olimpiyatları rekoru. Amerika beklentileri karşılayarak ikinci sırayı aldı ve İtalya üçüncülükle yetindi.
Ve her seferinde olduğu gibi 4 yıl boyunca gece gündüz demeden verilen emeklerin karşılığı kimileri için en unutulmaz ve hayatta bir daha tekrarlanamaz bir başarı ile sonuçlanırken; kimileri için bir hayal kırıklığı, belki de yıllarca geceleri uykularını kaçıracak kötü bir anıya dönüştü. Unutulmamalı ki saniyeler ve saliselerle, milimetrik hesaplarla belirlenen kazanan ve kaybedenin olduğu bir yarışın başarı katsayısı ne kadar gurur vericiyse, yarattığı acı da o kadar büyük olmalı. Söylenmesi gereken o ki; kazananıyla kaybedeniyle, binlerce profesyonelin arasından, yıllar süren emeğin ardından çıkıp bu devasa spor sahnesinde yarışma başarısı ve cesaretini gösteren herkese tek tek içten ve inanarak koca bir saygı duyulması gerekir.
Saygılarımızla.