AGUNews

Nisan 2026, Sayı 103

Doç. Dr. Özgür Balkılıç’a Doğan Avcıoğlu Ödülü

Doç. Dr. Özgür Balkılıç’a Doğan Avcıoğlu Ödülü

Öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız?

Ben Özgür Balkılıç. 2018 yılından bu yana Abdullah Gül Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Sosyoloji Bölümü’nde çalışıyorum. Genel olarak 20. yüzyıl Türkiye tarihiyle ilgileniyorum; özellikle son 15–16 yıldır 1960–1980 dönemi üzerine yoğunlaşıyorum. Çalışmalarım toplumsal, siyasal ve kültürel tarih alanlarını kapsıyor. İlk olarak toplumsal ve siyasal tarihi birlikte ele alan bir eser kaleme aldım. Şu sıralar ise aynı dönemin kültürel tarihi üzerine çalışıyorum.

Ödüle konu olan kitaptan bahsedebilir misiniz?
Bu kitap doktora tezime dayanıyor. Sonrasında üç-dört yıl daha çalışarak önemli ölçüde yeniden ele aldım. Kitap, 1947 ile 1970 yılları arasında İstanbul’da çalışma hayatına başlayan ve yaşamını burada sürdüren metal işçilerini konu alıyor. Bu çalışmayı yazmamın temel nedeni, bugün Türkiye’nin en önemli sorunlarından birinin işçi sınıfının örgütsüzlüğü olduğunu düşünmemdir.

Bugün emekçi sınıflar olarak ağır çalışma koşulları altında, uzun saatler çalışıyoruz; ancak buna rağmen hem geçim sıkıntısı yaşıyoruz hem de toplumsal yaşamda yeterince temsil edilmiyoruz. Gerek kamu sektöründe gerekse özel sektörde çalışan işçiler olarak üzerimizde yoğun bir patron/yönetici baskısı var. Buna karşın işçi sınıfının tarihsel olarak en önemli araçlarından biri olan kolektif eylemler —örneğin grevler— uzun zamandır fiilen engelleniyor. Yapılabilen eylemler sınırlı kalırken, engellenenlerin sayısı ne yazık ki çok daha fazla. Öte yandan işçi sınıfı, kamusal ve toplumsal yaşamda da görünmez hâle gelmiş durumda. Bu durum, özellikle son yıllarda uygulanan ekonomik politikalarla birlikte, toplumsal kaynakların sermaye sınıfına aktarılmasını hızlandırıyor. Bana göre bugün yaşadığımız yoksulluğun önemli nedenlerinden biri de işçi sınıfının örgütlü olarak bu sürece müdahale edememesi.

Ben bu çalışmayla bunun bir “kader” olmadığını göstermeye çalıştım. Türkiye’de işçi sınıfının örgütlü olduğu, haklarını arayabildiği, toplumsal ve siyasal yaşamda yer bulabildiği bir dönem de vardı. Üstelik bu durum kendiliğinden ortaya çıkmamış, sınıfın kendi mücadelesiyle kazanılmıştı. Kitap, Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli bir döneminde sıradan insanların nasıl özne hâline gelebildiğini de göstermeye çalışıyor. Bu bağlamda çalışmam, dönemin en örgütlü gruplarından biri olan metal işçilerine odaklanıyor. Metal işçileri hem sanayinin merkezinde yer alıyor hem de büyük ölçüde göçmen işçilerden oluşuyor. İstanbul’da kendileri ve aileleri için kentte bir yer edinmeye çalışıyorlar. Dönemin koşulları sayesinde bunu sendikalar aracılığıyla, örgütlü bir mücadele içinde yapabiliyorlar. Ben de sendikanın bu süreçte nasıl bir işlev gördüğünü ve bunun toplumsal-siyasal yaşamdaki yansımalarını inceledim.

Kısacası bu çalışma bir tarih kitabı, ancak aynı zamanda bugüne dair söz söylemeye çalışan bir tarih çalışmasıdır.

Ödüle konu olan yazar Doğan Avcıoğlu’nu tanıtabilir misiniz?

Doğan Avcıoğlu, Türkiye’nin en önemli aydınlarından biridir. Burada “aydın” ile “bilgili insan” arasındaki farkı vurgulamak gerekir. Avcıoğlu kendi kariyeri için puan toplamaya çalışan bir akademisyen ya da yalnızca iyi eğitim almış bir isim değil, aynı zamanda bilgisini toplumu dönüştürmek için kullanan bir düşünürdür. 1960 sonrasında önemli kurumlarda görev almış, iktisat kökenli bir isimdir. Ancak onu asıl önemli kılan, Türkiye’nin geleceğine dair kurduğu düşünsel çerçevedir. Özellikle 1960’ların en etkili yayınlarından biri olan Yön dergisinin kurucularından biri olarak Türkiye’de geniş bir tartışma alanı açmıştır. Bu dergi, aydınlardan askerlere, işçilerden öğrencilere kadar çok geniş bir kesim tarafından takip edilmiştir. Avcıoğlu’na göre Türkiye’nin aydınlanma süreci Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan bir çizgiye sahiptir ve 1923 bu sürecin önemli bir zirvesidir. Ancak ona göre bu süreç eksiktir; çünkü emperyalizmin hakimiyeti ve sınıfsal eşitsizlikler devam etmektedir. Cumhuriyet’in ilerici yönlerini kabul etmekle birlikte, gerçek bir toplumsal dönüşüm için bu eşitsizliklerin giderilmesi gerektiğini savunur. Doğan Avcıoğlu’nun ve YÖN’ün işaret ettiği sorunlar bugün halen geçerliliğini korumaktadır. Örneğin bugün Türkiye’de özel sermaye egemenliği yukarıda da bahsettiğim üzere yaşadığımız yoğun sefaletin en önemli nedenidir. Ülkemizin askeri, siyasi ve iktisadi dışa bağımlılığı toplumumuz üzerine çözücü bir etkiye sahiptir. Dinci gericilik ve yardım derneklerinin ya da sözde bilimsellik adı altında ilim yayma kurumları gibi cemiyetlerin kisvesi altında kamusal hayatın her alanında görebileceğimiz yoğun tarikat ağları ülkemizin ilerici birikiminin neredeyse tüketmek üzeredir.

Bu nedenle Avcıoğlu, Türkiye’de daha eşitlikçi bir toplum kurma hedefiyle yazan, düşünen ve mücadele eden bir aydındır. Onun yazıları yalnızca açıklayıcı değil, aynı zamanda dönüştürücü bir amaç taşır. Kelimenin tam anlamıyla “aydınlatmak”tır amacı. Yoksul Anadolu çocuklarının ve halkının tarikatlerde örgütlenen dinci gericiliğin muhtaç hale getirdiği bir tebaaya değil, kendi kaderine ve ülkenin kaderine sahip çıkan vatandaşlara dönüşmesini savunur. Bu yönüyle nadir aydınlardan biridir.

Elbette görüşlerine katılmak zorunda değiliz; ancak bu ülkeyi ve özellikle emekçi sınıfları önemsediği tartışmasızdır. Türkiye’nin tarihine ve düşünce dünyasına önemli bir miras bırakmıştır.

Bu ödülün size katkıları nelerdir?

Doğan Avcıoğlu adına verilen bir ödülü almak benim için büyük bir onur. Ben, Türkiye’de aydınların açtığı yolda ilerlemeye çalışan bir akademisyenim. Çalışmalarımda da bu düşünsel hattı sürdürmeye gayret ediyorum. Bu ödül, yaptığım çalışmaların karşılık bulduğunu ve doğru bir yönde ilerlediğimi hissettirdi. Aynı zamanda, Türkiye’nin daha iyi bir geleceğe taşınması yönündeki çabaların hâlâ güncel olduğunu da hatırlattı. Bu nedenle benim için hem moral hem de sorumluluk anlamına geliyor.

Bu ödülle ilgili gelecekteki planlarınızdan bahsedebilir misiniz?

Bu ödülü belirli bir planın parçası olarak değil, bana güç veren bir motivasyon olarak görüyorum. Şu anda yine benzer bir döneme odaklanan yeni bir çalışma yürütüyorum.

Bu kez işçiler yerine, kente yeni gelen müzisyenler —Alevi “âşıklar” üzerine çalışıyorum. 1960’lar ve 70’lerde bu grubun hem müziksel pratikleri hem de toplumsal ve siyasal tutumları açısından işçilerle benzer süreçler yaşadığını düşünüyorum.

Umarım bu çalışmayı da kitaplaştırarak Türkiye toplumunun hafızasına katkı sunmaya devam edebilirim.