AGUNews

Mayıs 2026, Sayı 104

Anneye Özür, Anneye Sitem: Gizli Dünya

Anneye Özür, Anneye Sitem: Gizli Dünya

Bu dünya üzerinde her ne kadar istersek isteyelim, ne kadar çabalarsak çabalayalım; bir arkadaş, bir sevgili veya bir eş fark etmeksizin hiç kimse asli manasıyla annemiz kadar bizi önemsemeyecek. Bize gerçek anlamda inanabilecek belki de yegâne insan, sevginin en saf haliyle bizi sarmalayabilecek kişidir annemiz. Bunların farkına vardığı zaman insan, varabildiği zaman, yaşamda nelerin önemli olduğuna dair birçok noktada düşünceleri netleşir diye düşünüyoruz.

Bu sayımızdaki filmimiz Room (Gizli Dünya); izleyicisine pek çok ahlaki sorgulama ışığında bir anne ve oğlunun hikâyesini anlatıyor. Anne rolüyle inanılmaz bir performans ortaya koyan Brie Larson'a, bir o kadar etkileyici bir performansla çocuk rolünde Jacob Tremblay eşlik ediyor. Küçük bir odanın içine koca bir evin görevleri sıkışmış şekilde tasarlanmış bir kapanın içinde yaşayan anne ve oğlunun, onları arada bir ziyarete gelen bir adamla birlikte başlarından geçen hikâyeye tanık oluyoruz. Anne karakterimiz (Brie Larson) zamanında bir adam tarafından kaçırılmış ve bu dışarı çıkılması imkânsız, kapısı şifreli güvenlikle korunan küçük odaya hapsedilmiştir. Kendisini kaçıran adamdan aynı zamanda bu odanın dışına çıkmadan —zorla— bir çocuk dünyaya getirmiş ve 5 yaşına kadar büyütmüştür. Hikâyeye konuk olduğumuz zamana değin oğlumuz Jack dış dünyayı hiç görmemiştir ve varlığından bile haberdar değildir. Tek bildiği şeyler televizyondan gördüğü görüntüler ve annesinin, sorduğu sorulara yalanla karışık gerçeklerle verdiği cevaplardır. Annesi onu korumak ve daha fazla soru sormasını engellemek için birçok kez yalana başvurur ve Jack'in yeterince büyüdüğünü düşündüğü zaman ona gerçekleri açıklamaya başlar. Geçmişte söyledikleriyle çelişen ve bu sefer tamamen gerçek olan yeni açıklamalarıyla onu ikna edebilirse şayet, bulundukları bu kapandan kurtulmak için Jack'i kullanabilecek ve bir kaçış planıyla kurtulmaya çalışacaktır.

Film; içine kapanıklık, yaşanamayan depresyon ve çözümsüz büyük travmaların hayata yansımalarıyla karışık bir hikâyeyi çok akıcı ve yerli yerinde bağlamlarla izleyiciye sunuyor. Yazımızın yazarı bu filmi pek de ciddiye almadığı için izole olmadan, kalabalık bir ortamda kulaklık takmak suretiyle izlemek gibi bir hataya düştü ki, okuyucuya kesinlikle bunu önermiyoruz. Öyle ki tıpkı yazarımız gibi bir grup insanın arasında gözyaşlarına boğulmak arzu edilecek bir durum olmasa gerek. Film çok kuru bir hüzün sunuyor demek yeridir galiba... Görünürde bir gelişmenin yaşanmadığı alelade bir anda, çok derinden bir yerden içinize oturuyor işte. İnsan psikolojisi üzerine konuşulacak çok şey ortaya koysa da biz bu filmin hatırlatıcılığı ile bir "anne" vurgusu yapmak istiyoruz. Filmin ekseninde annemiz, dayanılması güç acılara çocuğunun varlığı ile katlanabiliyor. Eser annenin fedakâr ve bir o kadar cefakâr olduğunu bize hatırlatıyor; anneler gününde herkes oturup annesiyle bir akşam yemeği yiyecek kadar şanslı değil, ona bir çiçek alacak kadar...

Annelerin insan zihnindeki tarif edilemez yeri o kadar karmaşık ki, kişi en büyük sitemini de en büyük özrünü de annesine yönlendiriyor bazen. En büyük sevgimiz biricik annemize, en büyük saygımız da onadır; her zaman bunu belli edemesek de...

Bir özür... Geceleri eve geç vardığım zamanlar pencerede yolumu gözleyip benim her şeyimin yerli yerinde olduğunu görünce derin bir oh çekerdin ya anne ve bana kızıp bağırmazdın, nasıl olduğumu sorardın sonra, neler yaptığımı... Ben bir iki kelimeyle seni geçiştirip odama geçmek isterdim, hatta bazen sana bağırırdım. Sen sadece benimle konuşmak istemiştin, benden bir şeyler duymak ve benimle bir şeyler paylaşabilmek. Anlayamadım anne, özür dilerim. Seni duymadığım her an için senden özür dilerim. Neden daha iyi bir çocuk olamadım sana bilmiyorum, özür dilerim. Söylediğim ama öyle kastetmediğim ve kastettiğim ama söyleyemediğim için arada kaybolan tüm sevgiler için üzgünüm anne; sen hep mutlu ol, sarıl bana, kucakla beni, kucaklama hatta kuşat beni, her tarafımı. Keşke sana daha fazla teşekkür edebilseydim. Keşke sana daha iyi teşekkür edebilmek için daha fazla kitap okumuş olsaydım anne, üzgünüm.

Bir sitem... Sana sitem etmek haddime değil anne; ama ama sana birkaç soru sormak istiyorum. Beni sen mi doğurdun anne? Dağlar, vadiler ve gökyüzü dururken bir anneden mi doğar bir insan? Artık acılara dayanamıyorum anne, sen de yanımda değilsin; hem senin yüreğin dağ olsa dayanır mı buncasına? Mutluluk ne zaman çıksa karşıma, yalnızlık bir zindan gibi çöküyor başıma; öyleyse beni neden doğurdun anne? Elime neyi attıysam kurudu, kimi sevdiysem yüreğini bir başkasına açtı anne; sen beni doğurdun da acılarla mı yoğurdun anne? Suskunum uzun süredir, maske takmaktan yoruldum, göz kenarları kırmızı, yüzü siyah bir maske takmaktan bıktım artık. Bunu kendime ben ettim biliyorum; içimdekileri seninle konuşamadığım için bunu kendime ben ettim. Suskun görünüyorum ama içim fırtınalı ve mağrur. Sen beni yüreğinde acılarla mı soğurdun anne, yoksa bir evlat diye koca bir taş mı doğurdun anne? Senin yüreğin dağ olsa dayanır mı; vadi olsa, gökyüzü olsa... Sen yokken ne omzumda bir dost eli ne de saçlarımda bir şefkat dolanıyor; ben sadece gözyaşlarımı bir keşiş mezarlığında dolaştırıyorum şimdilerde. Ne gelir elimizden Türk şiirinden başka?

Herkes oturup annesiyle bir akşam yemeği yiyecek kadar şanslı değil, ona bir çiçek alacak kadar... Keşke sana daha fazla teşekkür edebilseydim. Keşke sana daha iyi teşekkür edebilmek için daha fazla kitap okumuş olsaydım anne, üzgünüm.

Anneler günün kutlu olsun anne!

 




GALERI