Dil… Sadece insanlarla konuşarak anlaşmamızı sağlayan bir bağ mı? Yoksa dünyada var olan herkesin ortak hafızası mı? Diller bizim fark etmediğimiz ama belki de farkına varmadan birbirimize bağlayan bir ip.
Diller insanların küçük ve izole toplumlarda yaşamalarıyla birlikte kendilerini farklılaştırarak çoğalmıştır. Her bölge kendine özgü dillerini geliştiriyordu ve bu zamana kadar bu kadar çok dilin oluşmasında etkili olan ana unsur bu olmuştur. Bunun yanında, insanlar birbirleriyle kendi aralarında konuşmak için tasarladıkları bir dil ile gizli bilgilerini birbirlerine rahatlıkla aktarabiliyorlardı. Zamanla daha fazla insana öğretilmesiyle dilin kullanımı daha fazla artarak genel bir dil haline dönüştü. Ama bu dillerin bazıları o kadar gizli kalmış ve genelde kayıt altına alınmamış olması nedeniyle ne zaman yok oldukları hakkında herhangi bir bilgi bulunamamış; kaybolan birçok dil vardır.
Bazen hayallere daldırtan şarkılar, küçüklüğümüzün ninnileri, içinde kendimizden bir parça bulmamızı sağlar. Hepsinde farklı bir dil, farklı bir duygu bulunur. Ama ortak noktası ise insanları ortak bir duyguda buluşturabilmesi. Lakin günümüzde fark etmediğimiz bir şey var ki, o da kendini dünyaya bağlayamayan dillerin kaybolması. Bizim farkına varamadığımız her dil bir gün yok oluyor veya yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor. Bizim farkında olmadığımız şey ise şu ki, biz fark etmeden bir kültür ve bir toplum kaybediyoruz. Her bir dilin kendine özgü bir özelliği, bir kültürü ve bakış açısı varken, biz bunları kaybediyor oluşumuz. Aslında dünyada var olan küresel dil ile insanlar kendi dillerini kaybetme tehlikesine giriyorlar ve bu da sadece bir halkı değil, herkesi etkileyen ortak bir mesele durumuna geliyor.
Bugün dünyada 7 binden fazla dil konuşuluyor. Bu dillerin çoğunluğu küçük topluluklara ait ve eğer bu dilleri konuşan kimse kalmazsa, çok yakın zamanda kaybolabilirler. Eğer bir dil kaybolursa, o dilin sahibi olan topluma ait edebî eserler ve tarih kaybolmaya ve erişilemez hale gelmeye başlar. Dünya üzerinde dillere baktığımız zaman, her iki haftada bir dil yok oluyor, ama bu kaybolan dillerin yanında kayıt altına alınmamış diller var ve bu diller hakkında herhangi bir bilgimiz olmadığı için, genele baktığımızda, kaç dil kaybolduğu hakkında kesin bir yargıya varamıyoruz. Ama bu diller haricinde, öngörüye göre bir yüzyıl sonunda mevcut dillerin yarısının yok olacağı yönünde.
Dünyada en çok konuşulan 23 dil vardır. Bunlar ise hemen düşününce aklımıza gelen o ilk diller oluyor. Ama bu dillerin çok fazla baskın olmasıyla küçük diller zamanla kaybolur. Kaybolan dillerin yerine baskın diller geçer ve ülkelerin resmî dili hâline gelir. Bunun bir diğer sebebi ise okullarda resmî dillerin dışında eğitim verilmemesi nedeniyle genç nesiller kendi ana dillerini kaybediyorlar. Günümüzde popüler hale gelen sosyal medyada büyük diller üzerinden içerik üretilmesi küçük dillerin içeriklerini kısıtlıyor ve görünürlüğünü azaltıyor.
Her dilde kendine özgü anlamlara sahip kelimeler vardır. Her bir dil aslında bizlerin dünyaya farklı bakmamıza ve düşünmemize yardımcı olur. Bir dilde var olan kelimenin bizde farklı anlamlarda birçok kelimeyi kapsaması veya birçok kelime için sadece bir kelime kullanılması mümkündür. Biz de veya başka dillerde var olan diller birbirlerini etkileyerek dillere yeni kelimeler ekleyebilirler. Küçük köylerden büyük şehirlere taşınan insanlar yerel dillerini ve lehçelerini ulusal dillerle değiştirirler.
Dillerin kaybolmasına ilişkin en büyük örneklerden biri, İngiltere’nin Man Adası’nda konuşulan Manx dili; 1974’te son ana konuşurunun ölmesiyle dil yok olmuştur. Ancak son yıllarda dili yeniden yaşatmak için okullarda öğretilmeye başlandı. Bir diğeri ise İtalya’da Alp Dağları’nda konuşulan Ladin dili. Dil şu anda konuşulmaya devam ediyor ama UNESCO tarafından tehlike altında sayılıyor.
Peki bu dilleri korumak için ne yapabiliriz? Genel olarak dilleri korumak için neler yapılıyor derseniz: ilk olarak bu diller UNESCO tarafından koruma altına alınarak koruma programları yürütülüyor. Bir diğer yapılan uygulama ise mobil uygulamalar ve çevrimiçi kurslar. İnsanlar bu uygulamalar ile küçük dillerin yaşatılmasına ve öğretilmesine katkı sağlayabilirler. Bir diğer ve belki de en etkili uygulama ise küçük yaşlarda okullarda çocuklara kendi ana dillerini öğretmek. Öğrencilerin öğrenmelerine yardımcı olmak için dijital programlarda içerik üretiliyor ve sözlükler hazırlanıyor.
Kısacası, dil dediğimiz şey sadece kelimelerden ibaret değil; bir toplumun ruhu, geçmişi ve geleceğe bıraktığı miras. Her kaybolan dil, aslında bir kültürün sessizce yok olması demek. Bu yüzden dilleri yaşatmak, sadece konuşma biçimlerini değil; şarkıları, ninnileri, hikâyeleri ve insanların dünyaya bakışını da korumak anlamına geliyor. Belki de en önemli görevimiz, bu sesleri duyabilmek ve gelecek nesillere aktarabilmek.