AGUNews

Mart 2026, Sayı 102

“Bernarda” Tiyatro Oyunu Üzerine

“Bernarda” Tiyatro Oyunu Üzerine

Herkese merhaba,

Kayseri Devlet Tiyatrosu, Federico Garcia Lorca’nın yazdığı “Bernarda” adlı oyunu sahnelemeye başladı. Ben de bir temsiline katıldım. Sizlere deneyimlerimden bahsetmek istiyorum.

Öncelikle oyunun özeti,

İspanya’nın tarımla geçinen köylerinden birinde, Endülüs kültürü, maçoluk (ki “maço” kelimesinin de İspanyolca kökenli olduğunu ilave edelim) iliklerine kadar hissediliyor. Bernarda Alba adında bir hanımefendi eşini kaybetmiştir. Cenaze töreninden sonra bir karar vererek tam sekiz yıl yas tutulmasına karar verir. Gelin görün ki, bu karar Bernarda’nın beş kızı (Magdalena, Martirio, Angustias, Amelia ve assolist Adela) için aşırı bir karar olacaktır. İçlerinden yalnızca yaşı geçme noktasına gelen Angustias, evlenip gidebilecektir. Kiminle? Pepe el Romano ile. Evlerinde tam bir despotluk havası estiren Bernarda kızlarının değil dışarı çıkmasına, pencereden bakmalarına bile müsaade vermez.

Gel zaman git zaman, Angustias’a bir miras kalır. Hatta Bernarda’nın eşinden kalan mirasın büyük çoğunluğunu Angustias’ın alması bir nevi huzursuzluk yaratmaya da başlar. Çünkü Pepe, bu kızla yalnızca parası için evlenecektir. Peki, Pepe’nin hakikaten sevgili olduğu biri var mı? O da var. Hem de aynı evde. En küçükleri Adela. Daha da önemlisi, bir başka kardeş Martirio bile Pepe’ye aşıktır. Neticede bir kaçış yolu bu evden. Belki de ondan bel bağlıyorlar, bilemeyiz tabi. Bir de evlenmek isteyen nineleri var evde tabi, Mara Jozefa. O da bu evden kaçabilmenin yollarını arıyor. Angustias’ın çeyizleri hazırlanırken, Angustias’taki Pepe’nin resminin çalındığı ortaya çıkar. Kim almıştır? Evin hizmetçisi Poncia’nın, Bernarda’nın zoruyla araması sonucu, resim Martirio’dan çıkmaz mı? Tabi, Bernarda çok kızar bu duruma.

Sadece bu da değil. Köylerindeki bir başka kadın, gayrimeşru doğurmuş çocuğunu bir taşın altına saklar, köpeklerin de bu bebeği tekrar kadına getirmesi sonucu köylü durumu fark eder ve kadını cezalandırırlar. Bütün ev ahalisi şaşkın olsa da içlerinden sadece birisi “Yapmayın! Kıymayın!” diyebilir. Hem de karnını tutarak. Kimdir o? Adela. Neden karnını tuttuğunu söylememize lüzum yok sanırım. Sonraki gün, Adela bir şekilde Pepe ile kaçmanın yollarını arasa da Martirio onun Pepe ile kaçmasına göz yummak istemez. Çekişmeler sonucu olay, Bernarda’ya taşınır. O da tüfeğini kaptığı gibi Pepe’ye ateş eder. Bu sahneyi gören Martirio, Adela’ya Pepe’nin öldüğünü söyler, Adela kahrolmuştur. Elindeki bir damla umut da kayıp gitmiştir. Kahrolur. İntiharı düşünür. Diğer bir odaya geçer ve kendi canına kıyar. (Bu reji yorumunda suya atlayarak boğulur, metinde kendini asar.) Ama o da ne? Pepe atıyla kaçmıştır. Ölmemiştir. Ama Bernarda kızını, “kız oğlan kız”ını kaybetmiştir. Bernarda Alba’nın evinde hüzün vardır artık.

Gelelim bu yoruma dair fikirlerime, öncelikle metinle ilgili çeşitli değişiklikler ön plana çıkıyor. Oyunda normalde hiç erkek olmamasına karşın bu temsilde iki erkek kullanılmış, bu erkekler Anlatıcı, Rahip, Pepe veyahut ismi geçen tüm erkeklerin rollerini üstleniyor. Hatta “erkekliğin, patriyarkanın” da rolünü üstleniyorlar. Anlatıcı işin içine girdi mi, benzetmeciden ziyade göstermeci bir temsilin verildiğini söyleyebiliriz. Anlatılanın bir hikâye olduğu ve görmesini bilen gözlerin ibret alacağını vurgular eklenilen sözler. Bu radikal değişiklik oyunda hiç sırıtmamış. Hele ki, çevirinin (A. Turan Oflazoğlu çevirisi) de eski bir çeviri olduğu düşünülürse. Bunun dışında finalde yapılan değişiklikle Adela kendini asmıyor, kendini suya atıyor. Bu değişiklik de finali çok etkileyici kılmış. Hele Bernarda’nın havuza, kızının cesedine baktığı o sahne. Fotoğrafını bulabilseydim de onu koyabilseydim. Siz de izlediğinizde etkileneceğinizi düşünüyorum. Bu buluşla daha sert bir üslup ortaya çıkmış.

Oyunculuklar için ise, tüm oyuncuların başarılı olduklarını söylemek gerek. Tabi, rollerinin ağırlığı ve trajik kahraman ünvanını taşımaları yüzünden iki kişiye bir puan fazla vermem gerek. Adela rolünü oynayan Elmira Tuana Akçay ve Bernarda rolündeki Başak Atalay Poyraz. Başta kendileri olmak üzere, tüm ekibi candan tebrik ederim.

Bunun dışında eklenen danslar ve müzikleri oyunun havasına ve dramatik yapısına da önemli katkılarda bulunmuş. Kostümler, dekor vs. gibi detaylarda özenliydi.

Yalnız tek bir husus var. Bir bölümde Bernarda’nın evinde ahırda duran aygır, evin duvarını yıkarcasına teper. Ki bu gönderme, aslında evin ve de içindeki düzenin çatırdamaya başladığında dair önemli bir gönderme ve de gösterge idi. Bu yorumda atlanmış. Oraya dikkat edilebilirdi diye düşünüyorum.

Bunun dışında Kayseri Devlet Tiyatrosu’nun sahnelediği en iyi oyunlardan biri olabilir. Sizin de izleyeceğiniz en iyi oyunlardan biri olabilir. Tercihen, sahnenin sağına doğru olan koltukları tercih etmeniz önerilir. Nedenini oyuna gidenler daha iyi anlayacaktır.

Bu oyunda emeği geçen herkese teşekkür eder, hepinize güzel günler dilerim.