AGUNews

Mart 2026, Sayı 102

Arabalar Ne ile Yaşar

Arabalar Ne ile Yaşar

"Tamam başlıyoruz, dikkatini topla. Hız... Ben hızlıyım. Biri kazanır, kırk biri kaybeder. Beceriksizleri kahvaltı niyetine yerim. Kahvaltı? Belki de kahvaltı etmeliydim; güzel bir kahvaltı nefis olurdu. Hayır, hayır, dikkatini topla! Hız...Hızlıdan da hızlı, süratliden de süratliyim. Ben Şimşek'im! Evet, Şimşek hazır."

Tarihin en simgeleşmiş animasyon filmi giriş sahnesi belki de. Birçoğumuzun animasyonlar adına Mount Rushmore'una koyacağı yüzlerden biri olan Arabalar filminin giriş sahnesi. Üçlemenin geri kalanını da tanımlayan bu harika sahneyi her kim kaleme aldıysa lastiklerine toz bulaşmasın umuyoruz. Yağları ve pipetleri hazırlayın hanımlar ve beyler; çünkü koca bir neslin okulda izlediği filmlerden Arabalar serisi bu sayıdaki konumuz.

Birçok üçlemenin talihsiz kaderini paylaşan bu klasik ve hafızalara kazınmış üç eserin bahsinde de devam filmleri ilk filmin epey bir gölgesinde kalıyor demek yeridir. Durum buyken serinin ikinci ve üçüncü filminden bahsetmemek olmayacağı gibi izlemesi keyifli bir serüven sunduklarını da belirtmek gerekiyor. Üçleme genel hatlarıyla bir yarış otomobili olan Şimşek McQueen'in ilk yarış senesinden -çaylaklığından- dünyanın en iyi yarış otomobiline evrilmesine ve en tepeden artık ununu eleyip lastiğini asacak duruma gelmesine, olgun bir yarış arabası olmasına doğru evrilen geniş bir süreci güzel nüanslarla ele alıyor.

"Arabalar" filmi; yarış dünyasının ve araba hayatının gerçeklerinden uzak bir çaylağın, kaputunu beğenmişlik nöbetlerindeyken şampiyonluk için son bir yarışı kazanma isteği yolundaki hikâyesini konu alıyor. Çaylağımız McQueen; acemiliği ve çokbilmişliği yüzünden çok istediği ve hayalini kurduğu Piston Kupası'nın lastiklerinin içinden kayıp gitmesini engelleyemiyor. Ardından kupa kazananını belirlemek için düzenlenecek son bir yarış için yolculuğa çıktığı esnada yine kendi dikkatsizliğinin kurbanı olarak hiçliğin ortasında ücra bir yerde kendini; hiç tanımadığı, kendileri hakkında en ufak bir fikrinin olmadığı ve sempati duymadığı insanların arasında, Radyatör Kasabası'nda hapis buluyor. Kasaba sakinleri öyle gazdan benzinden sebeplerle hapse atmıyorlar herhalde McQueen'i; aksine McQueen yine telaşlı ve dikkatsiz olduğu için kasabanın yolunu baştan başa mahvetmiştir ve çamurlukları sıvayıp işe koyulmazsa yarışa yetişemeyecektir. Hayattan ve hayatın gerçeklerinden bihaber durumda kasaba insanlarına aklına gelen her şeyi patavatsız şekilde dile getiren McQueen, birçok dostumuzun duygularını incitmiş ve motor bloklarını çatlatmıştır.

Bu sırada kendisi gibi eski bir yarışçı olan efsane şampiyon Doc Hudson'la karşılaşır ve heyecandan yağ basıncı tepeye vurur, motorunun devri yükselir. Doc Hudson, efsane eski yarışçı ve şampiyon Hudson Hornet'in ta kendisidir ve herkes bilir ki bu adam işin içindeyse durum aynen değişir. Doc öyle efsane bir yarış arabasıdır ki McQueen onun yanında gök gürültüsü olarak kalır. Doc; McQueen'in kendini bilmez sınır tanımazlığına şahit olup onu cezasından azat edip göndermek ister ve onun şımarık edasıyla uğraşmak istemez ama gelin görün ki o hadsiz kırmızı kaporta, duasını Kadir Gecesi'ne denk getirmiş olacak ki kutsal Porsche -boyasını görünce heyecandan motorumuzun devrini artıran, hararet ettiren- Sally imdadına yetişir. Sally avukatlık becerileriyle McQueen'i cezasını çekmeye mahkûm eder ve bu durum sonunda Hornet'in de ona karşı bakışını değiştirecektir; kendi gençliğindekine benzer ihtiraslara sahip bu genç yarış arabasına hayat ve yarış dersi vermeye kendini adar. Nitekim en başında çekilmez bir ızdırap gibi duran bu yol inşa etme cezası McQueen'in başına gelen en güzel şey olacaktır.

Çaylağımız bu süreçte kendine bir de en yakın arkadaş edinmiştir. Paslı mı paslı, hurdaya çıkmaya yüz tutmuş gibi görünse de oldukça becerikli, kaputu ve aklında birkaç vidası eksik Çekici Mater. Çekici arkadaş... McQueen ile arkadaş olma sürecinde onun birkaç cıvatasının yanmasına sebebiyet verse de Mater hepimizin lastiklerini çamurluğuna yaslamak isteyeceği türden güvenilir bir arkadaş. Ana karakterimiz, kasabanın geri kalanının da gönlünü almayı ve hepsiyle çok yakın dostluklar kurmayı başarır. Artık o kendini beğenmiş kapping, kappaov, kaççaçaov havasından kurtulmuştur. Kurduğu dostluklar ve yeni ekibiyle birlikte, Hudson Hornet'ten öğrendiği "BMW-Cadillac" taktiği ve "sağa gitmek için sola kır" mucizesini de bagajına alır ve hayalini kurduğu yarışa yetişir.

Arabalık tarihine geçecek bir çekişmenin yaşandığı ve her arabanın dört dikiz aynasıyla beklediği o yarış gelmiş çatmıştır. Binlerce araba yarış stadyumunu doldurmuş ve heyecanla sergilenecek yarışı bekler durumdadır. Artık beklenen olacaktır. Yarış başlamıştır ve McQueen olur olmaz lastik kazaları ve talihsizlikler yaşasa da fiyakalı ekibinin ve Doc'un da yol göstericiliği eşliğinde yarışı kazanacak pozisyona gelmiştir. Artık özlemini duyduğu ve hayal ettiği her şeye birkaç tekerlek turu uzaklıktadır. İlk defa bir çaylak şampiyon olacak ve Piston Kupası'nı kaldıracaktır. Son düzlüğe gelmiş ve olanca süratiyle damalı bayrağı gözüne kestirmiştir; arkasındaki araçlar kazaya karışır ama bu onu ilgilendirmemeli. Çok yaklaştı ve sadece birkaç metre... Evet, tam da oldu... Derken... McQueen hiç beklenmedik bir anda freni sonuna kadar kökler ve bitiş çizgisinin tam önünde durur. Olduğu yerde hareketsiz kalır; seyirciler sessizliğe bürünmüş, adeta hepsinin kornası bozulmuştur. Ne oluyor, neden? Çaylak şampiyonluğu kaybetmiştir artık. Gerisin geri döner ve hemen arkasında kaza yapan bir veteranın son yarışını bitirmesini sağlamak için onu bitiş çizgisine kadar iter. Şampiyonluk kasesini kaybetmiştir fakat çok ama çok daha büyük bir şey kazanmıştır. Kazanmanın değerine dair bir kavrayış elde etmiştir. Yalnızca kendisini kazanabilecekken vazgeçebilecek olanların sahip olabileceği bir kavrayış.

Zira biz küçükken bu davranışı hiç anlamlandıramazdık. Bir arabanın böyle bir şey yapması için ya birkaç cıvatasının eksik olması ya da motorunun fazla hararet yapmış olması gerekir diye düşünürdük. O zamanlar tekerlerimize yeterince çamur bulaşmamış olacak ki McQueen'in bize anlatmak istediği düşünce yapısını kavrayamamışız. Burada bahsedilen düşünce yapısından neyin kastedildiğini düşündüğümüzü aktarmayıp bu işi okuyucuya bırakıyoruz. Günün telaşlı sürmecelerinden bir kenara çekilip park ettiği yerde okuyucuyu düşünmeye davet ediyoruz.

Seri devam filmlerinde de arkadaşlığın ve doğru olanı doğru zamanda terk etmenin önemine dair vurgulamalarla keyifli anekdotlar içeriyor. Ayrıca her iki devam filminde de başarının ölçütü ve değerine dair çeşitli fikirleri önümüze sunuyor. Hepimizin malumu Cam Turboayo - namıdiğer Bam Adebayo- yakın zamanda Kobe A'rabaynt'ın -diğer adıyla Kobe Bryant- Amerika Arabasketbol Ligi'ndeki sayı rekorunu kırdığında rekorun nasıl kırıldığına dair tartışmalar büyük yankı uyandırmış ve rekorun böyle kırılmasının asla A'rabaynt zamanındaki kadar etki uyandırmayacağı konuşulmuştu. Çeşitli tartışmalar başarının yetenek ve sonradan kazanım ekseninde tekerbol sporu efsaneleri Lionel Şassi ve Cristiano Roadnado karşılaştırmalarında da senelerdir devam ediyor. Biz şahsen hem McQueen'in hem de tekerbol efsanesi Lionel Şassi'nin bir cıvatasında bile rakiplerinin tüm kaportalarındakinden daha fazla yetenek olduğunu düşünenlerdeniz. Ama bu tartışmalar motorin ve benzin tüketenlerimiz için farklı değerde olacaktır diye düşünüyoruz ki tüple çalışanlarımızı nereye koyacağımız hakkında bir fikrimiz de yok. Sanırım daha fazla lastik bilemeden yazımızı kapatmak gerekiyor. Herkese keyifli sürüşler diliyoruz ve modifiyenize zeval gelmesin, boyanız akmasın, lastiğinize diken batmasın diyoruz efendim.

Kaççaov!