AGUNews

Mart 2024, Sayı 84

Dr. Çağlar Kurç ile BAE’de Katıldığı Savunma Sanayi Konferansını Konuştuk

Gökçen Kundak Mart 2024, Sayı 84 78
Dr. Çağlar Kurç ile BAE’de Katıldığı Savunma Sanayi Konferansını Konuştuk


Merhabalar Çağlar hocam, katılmış olduğunuz son konferansla ilgili bir röportaj yapacağız. Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Merhaba ben Çağlar Kurç, AGÜ Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde Doktor Öğretim Üyesi olarak çalışıyorum. Liseyi TED Ankara Koleji'nde bitirdim, onu takiben uluslararası ilişkilere daha fazla ilgim olduğunu fark ettim. Alan değiştirip Bilkent Uluslararası İlişkiler’de okumaya başladım. Lisans süresince savaşa daha çok ilgi duyduğumu fark edip Bilkent Uluslararası İlişkileri bitirdikten sonra Birleşik Krallık'taki King’s College London Savaş Çalışmaları Bölümünde Savaş Çalışmaları yüksek lisansımı yaptım. Yüksek lisansı tamamladıktan sonra ODTÜ Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora yapmaya başladım. Doktora yaparken Fulbright bursuyla Amerika'daki MIT Güvenlik Çalışmaları programında bir sene geçirdim. Doktorayı tamamladıktan sonra Columbia Üniversitesi Saltzman Institute of War and Peace Studies’de iki sene post-doc olarak bulundum. Post-doc tamamlandıktan sonra 2017’de geri döndüm. Bilkent, Çankaya ve Başkent üniversitelerinde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak çalıştım. AGÜ'de 2021 yılında çalışmaya başladım.

Katılmış olduğunuz bu konferansta bir araştırma sunumunuz da vardı. Öncelikle hazırlık süreciniz nasıldı neler yaptınız ve araştırma konunuzu öğrenebilir miyiz?

Bu konferansı biz çok uzun süreden beri yapmayı planlıyorduk. Yanlış hatırlamıyorsam 2-3 senedir uluslararası bir grup olarak planlıyorduk. Fakat, en önemli sorunlarımızdan biri konferansı finanse etmekti. Bu tür konferansların en büyük zorluğu finansal kısmı. Konferansın amacı da şu; özellikle Ukrayna savaşından sonra savunma sanayinin ne kadar önemli olduğu ve ne derecede savaşa etki ettiği tekrar tartışılmaya başlandı. Savunma sanayi konusu zaten birçok ülke için önemli bir konuydu. Özellikle yükselen güçler için. Ukrayna savaşında tekrar bir ilgi doğdu. Biz de sadece büyük devletler değil ama yükselmekte olan küçük ve orta boyuttaki devletler savunma sanayi politikalarının nasıl geliştiriyorlar, kendi kendine yeterlilik hedefleri devam ediyor mu, ediyorsa neden devam ediyor, etmiyorsa neden devam etmiyor, savunma sanayileşmesinde yaşadıkları sorunlar ne, ya da savunma sanayileşmesinde başarılı olmaları onların hedeflerini daha da büyütmelerine neden oluyor mu, daha da büyüttükten sonra ne gibi sorunlar yaşıyorlar ve savunma sanayilerinin daha sürdürülebilir olması için neler yapması gerekiyor ya da neler yapıyorlar? gibi bir büyük çerçevede bu konuyu incelemek istedik.

Bu, dönem dönem yapılan bir şey aslında. Çünkü savunma sanayileşmesi çok uzun döneme yayılan bir süreç ve belli aralıklarla ülkelere bakılması gerekiyor. Konferansın amacı genel tartışmalara bakmak ama bu tartışmalara bakarken de farklı ülke vakalarını incelemek. Mesela, Türkiye nasıl yapıyor? Farklı vaka çalışmalarından yola çıkarak ortak çıkarlarımız neler olabilir konusunu tartıştık. Bu konferansta da benim rolüm Türkiye vakasına bakmaktı. Ana soru Türkiye'nin savunma sanayi politikasının nasıl geliştiğiydi. Aslında Türkiye’nin savunma sanayileşmesinin tarihi konusunda ilk zamanlarda bir tartışma vardı ama o tartışma artık çözülmüş durumda. Benim çalışmam aslında daha son dönemlere bakıyor. Türkiye savunma sanayileşmesini başladığında kendi kendine yeterlilik hedefi vardı o hedefte biz neredeyiz?  Türkiye ne gibi sorunlar yaşıyor, sürdürülebilir olmak için ne yapmaya çalışıyor ya da bir politika değişimi var mı, ya da bir noktada savunma sanayinin nasıl popüler siyasete nasıl entegre oldu gibi soruların cevaplarını aradım.

Son zamanlarda artan jeopolitik gerilimlerin ışığında özel sektörün inovasyona etkisi hakkında görüşleriniz nelerdir?

Şimdi o da çok ilginç. Devletler savunma sanayileşmesini ve para aktarırken genelde şöyle diyor “savunma sanayi yeni teknoloji geliştiriyor, sanayi de geliştirdiği teknolojileri sivil sektörlere aktararak yayılmasını sağlayacak, bu süreçte de ülkenin ekonomisi gelişecek”.  Fakat, son dönemde, özellikle inovasyon konusunu konuştuğumuz zaman, şunu görüyoruz ki birçok teknoloji aslında savunma sanayinde gelişip, dışarıya açılmıyor. Savunma ve sivil şirket ayrımı da yapmak aslında zorlaştı. Fakat genel olarak konuşmak gerekirse sivil diyeceğimiz sektörlerde teknolojiler üretilip aslında savunma sanayisine aktarılıyor. Tabi burada hangi teknolojiden konuştuğumuz da önemli. Yani her teknoloji için aynı süreç işliyor diyemeyiz ama sivil şirketlerin aslında çok önemli bir yeri var savunma sanayinde. Bu iş birazcık daha değişiyor yani sadece şirketlerin olması gerekiyor ama şirket ve ordu birbiriyle iletişimde olduğu zaman daha rahat inovasyon gerçekleşiyor. Çünkü şirketlerin, kullanıcısının neye ihtiyacı olduğunu anlaması gerekiyor. O da ancak diyalog gerçekleştiğinde oluyor. Özellikle bu son dönemde artan gerilimlere baktığımızda durum ülkeden ülkeye değişiyor, ama genel bir çıkarımda bulunmak gerekirse, son dönemde artan çatışmalar ve gerilim, uluslararası ilişkilerde bu ilişkinin daha iyi hale getirilmesi gerektiğini bir kez daha bize gösterdi.

Küçük ve orta büyüklükteki devletlerin yerli savunma endüstrileri kurma zorluklarını aşması için önerileriniz nelerdir?

Her ülke farklı zorluklarla karşılaşıyor, her ülkenin içinde bulunduğu ortam farklı, bundan dolayı aslında herhangi bir ülkeye bir şey önerirken öncelikle bir bağlamına bakmak gerekiyor. Çünkü işte müttefiklik ilişkileri nasıl, müttefiklerle arası nasıl, müttefiklerden ambargo yiyor mu, yemiyor mu? Çünkü ciddi anlamda farklı durumlara yol açıyor. Mesela iki ülkeye bu çalıştayda çok yoğunlaştık, birisi Türkiye diğeri Güney Kore. Bu iki ülkenin savunma sanayileşmesini üç aşağı beş yukarı aynı düzlemde görüyoruz ama Güney Kore'nin savunma sanayileşmesi bir noktada Türkiye’nin biraz daha önüne geçmiş durumda. Bu farklılıkları anlamaya çalışırken şunu fark ettik, Güney Kore'nin Amerika'yla olan ilişkileri Türkiye'nin Amerika ve diğer müttefiklerle olan ilişkilerinden çok daha iyi. Bundan dolayı Güney Kore hiç çekinmeden Amerikan ve Avrupalı şirketlerin ürünlerini kullanabiliyor. Ama Türkiye için böyle bir durum söz konusu değil. Çünkü alt sistem ve parça düzeyinde Türkiye bazen ambargoya maruz kalabiliyor. Bu ambargo sessiz ambargo da olabiliyor. Açıktan ambargo uygulanmıyor ama mesela şirketin bağlı olduğu ülke satmıyor. Mesela tank motoru satmıyor, o zaman planlar da öteleniyor. Çünkü bu motorlarda kolayca “bu motoru kullanmayayım, başka motoru kullanayım” diyemiyorsunuz. Her motorun farklı özellikleri var. Dolayısıyla her ülkeye göre bir öneride bulunulması gerekiyor. Ama çok genel olarak konuşmak gerekirse, aslında kendi kendine yeterlilik, özellikle küçük ve orta ölçekli ülkeler için sürdürülebilir bir politika değil. Hatta şöyle bir argüman da var, Amerika için bile aslında kendi kendine yeterlilik sürdürülebilir değil. 

Bu durumda ne yapmak gerekiyor, o zaman belli alanlara odaklanıp diğer farklı alanlarda da yabancı ortaklıklara yönelinmesi gerekiyor. O zaman olay neye dönüyor? Yine bağlama dönüyor. Ülke bazında düşünmek. Bu durum artık o ülkenin bağlamına ve bazen de üretim kapasitesine göre değişiyor aslında. Marc De Vore’un argümanına göre, eğer bir ülkenin hükümeti çok aktifse, o zaman daha yüksek sermaye yatırımı gerektiren alanlara odaklanma eğilimi gösterir, ancak hükümet geri çekilirse, o zaman daha düşük sermaye yatırımı gerektiren alanlara odaklanma eğilimi gösterir. Günün sonunda her devletin kendi bağlamında o yolu çizmesi gerekiyor ama o yolu çizmek de çok zor.

Siz ambargodan bahsederken benim aklıma geldi, Ukrayna-Rusya ve Filistin-İsrail arasındaki gerilimler, çatışmalar, Türkiye'nin konumundan ve tutumundan dolayı Türkiye herhangi bir açıktan ya da gizliden ambargoya maruz kaldı mı ya da savunma sanayisi negatif etkilendi mi bundan?

Bu iki çatışma bağlamında Türkiye etkilenmedi Türkiye başka çatışmalardan etkilenmişti. İkinci Karabağ Savaşı'ndan etkilendi mesela. Azerbaycan Türkiye'nin ürettiği TB2 SİHA'ları (silahlı insansız hava araçları) kullanıyordu. Türkiye’nin elektro optik sistemi Kanada'dan geliyordu, ama politik olaylardan dolayı Kanada o dönem Türkiye'ye ambargo uygulamaya karar verdi ve satışları durdurdu. Orada farklı ülkelerin ve farklı lobi gruplarının çıkarlarının Türkiye'ye olumsuz etkilerini görüyoruz. Azerbaycan örneğinde lobilerden dolayı oldu bu olay. Ambargoları şimdi Kanada geri çekiyor ama bu bahsettiğiniz 2 konuda etki görmedik.

Yerli savunma üretimiyle ilgili artan maliyetlerin ve teknolojik karmaşıklığın küçük ve orta büyüklükteki devletler üzerindeki etkilerini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yani zorlanıyorlar aslında ama şöyle bir durum var. Silah üretimi çok ilginç. Maliyetler açısından nesiller arasında fiyat genelde %10 seviyesinde artıyor. Birinci nesil uçakla ikinci nesil uçak arasında, ikinci nesil her zaman daha pahalı. Yani bir teknoloji olgunlaştıkça karmaşıklığı artıyor, karmaşıklık arttıkça maliyet de artıyor. Çünkü çok farklı sistemleri birbirine entegre etmeniz gerekiyor. Ne kadar farklı sistemi birbirine entegre ederseniz o kadar zorlaşmaya başlıyor. Genelde bu maliyetlerin etrafından dolanmanın birkaç yöntemi var. Şimdi yine savunma sanayi üretimine geldiğinizde dediğim gibi nesiller arası fiyat artıyor ama bir nesil içinde bir aracı ne kadar çok üretirseniz bunun maliyeti o kadar düşüyor, ölçek ekonomisi; ne kadar çok o sistemden üretirseniz maliyetler düşmeye başlıyor. İşte araştırma geliştirme maliyetini daha fazla ürüne yayıyorsunuz böylece birim fiyat düşüyor. Şimdi küçük ve orta ölçekteki ülkelerin iç piyasası sınırlı. Mesela Türkiye gibi bir ülke 1.000 tane savaş uçağı alamıyor çünkü finansal kaynakları yeterli değil. Ama belli bir ölçek ekonomisine ulaşması lazım. Aynı durum Güney Kore için de geçerli. Ölçek ekonomisine ulaşması lazım. Nasıl ulaşabiliyor? Satarak, ihraç ederek. Başka ülkelere ne kadar çok ihraç ederse ölçek ekonomisine o ihraç ettiği araçlarda ve sistemlerde o kadar ulaşabiliyor. Bu birinci yöntem aslında. İkinci yöntem şu, yeni yükselen teknolojilere yatırım yapmak çünkü genelde yükselen teknolojiler, mesela insansız hava aracı üretmek, şu anda ki sistemlere bakarsanız çoğunun maliyeti düşük. Eminim nesilden nesile onların da karmaşıklığı arttıkça birim fiyat ve maliyetler artacak ama şu anda, tabii hangi kategorideki insansız hava aracından konuştuğumuz da önemli, mesela hobi İHA'ları en iyi örnek. Onların maliyetleri çok düşük. Bir başka seçenek olarak da işte o düşük maliyetli alanlara girip oradaki yeteneklerini geliştirmek olabilir. Bu şekilde yani ya ihracatı artacak ya işe girdikleri alanın maliyetleri çok yüksek olmayacak tabii. Yine aynı noktaya geliyoruz, kendi kendine yeterlilik hedeflemeyecek, var olan sınırlı kaynaklarını belli alanlara yönlendirecek, o alanlarda ölçek ekonomisine ulaşmaya çalışacak. Geri kalanında başka ülkelerden alacak çünkü diğer ülkelerin de ölçek ekonomisine ihtiyacı var. Amerika ve Çin'i bir kenara koyarsak, belki Rusya, onların hepsini bir kenara koyarsak,  geri kalan bütün ülkelerin neredeyse o ölçek ekonomisine ulaşmaları lazım. Bundan dolayı da iş birliği yapmaları gerekir ve artan, seksenlerden beri işleyen bir süreç, maliyetleri azaltmaya çalışır. Bu durumda özellikle Avrupa'da şirket birlikteliklerine, önce bir ülkenin içinde sonra devletler arası ve şirket evliliklerine  yol açtı. Çünkü ölçek ekonomisine anca öyle ulaşabiliyorlar.

Peki son olarak bu konuda daha fazla bilgi sahibi olmak isteyen okurlarımıza hangi kaynakları önerirsiniz?

Bitzinger, Richard. 2009. The Modern Defense Industry: Political Economic and Technological Issues. Santa Barbara Calif: Praeger Security International/ABC-CLIO.

Defence Industries in the 21st Century: A Comparative Analysis. 2021. London: Routledge.

US Defense Politics: The Origins of Security Policy (version Fourth edition). 2021 Fourth ed. London: Routledge Taylor & Francis Group.

Hartley Keith and Jean Belin. 2019. The Economics of the Global Defence Industry. Milton: Routledge.