AGUNews

Mart 2024, Sayı 84

Doç. Dr. Armağan Teke Lloyd ile Kadınlar Günü Röportajı

Esra Çelik Mart 2024, Sayı 84 133
Doç. Dr. Armağan Teke Lloyd ile Kadınlar Günü Röportajı

Armağan Hocam röportajımıza hoş geldiniz. Kendinizi tanıtır mısınız?

Ben Armağan Teke, Abdullah Gül Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde Öğretim Üyesiyim. 2014'ten beri Abdullah Gül Üniversitesi'nde çalışıyorum. Aynı zamanda iki çocuk annesiyim, Engin ve Seren isimlerinde. Onlara da sevgiler.

Hocam, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü sizin için ne ifade ediyor ve bugünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle kadınlar ne için mücadele veriyor bununla başlayabiliriz. Toplumsal cinsiyet ve kadın hakları dersine başladığımızda şu ayrımla başlarız. İki tane farklı terimimiz vardır. Biri biyolojik varlık olarak kadın ve erkek. Biz buna cinsiyet diyoruz. Bir de toplumsal cinsiyet kavramımız var. Cinsiyet biyolojik olarak doğuştan getirdiğimiz fiziksel özelliklere refere eden bir kavramdır. Toplumsal cinsiyet kavramı ise insanların kadın ve erkeklerin biyolojik cinsiyetlerini temel olarak onların üzerinde oluşturulan birtakım toplumsal kimlikler ve toplumsal beklentilerdir. Bu toplumsal beklentiler nedir? Örneğin 18. yüzyılda kadınların çalışma hakkı yoktu, kadınların oy verme hakkı yoktu, kadınların boşanma hakkı yoktu, kadınların miras hakkı yoktu, neden yoktu? Çünkü kadınların toplum içinde özel hayatlarından çıkıp yani evdeki iş ve sorumluluklarından çıkıp, rollerinden çıkıp, toplumsal hayata katılmaları, siyasete katılmaları, iş yaşamına katılmaları uygun görülmüyordu. Çünkü kadından beklenti toplumsal cinsiyet beklentisi iyi bir eş ve iyi bir anne olmalarıydı. Biz bu beklentiyi "Aydınlanma Çağı" dediğimiz yani Avrupa'nın 17. yüzyıldan 18. yüzyıla geçirmiş olduğu -rasyonaliteye geçişi yani modern topluma geçiş dediğimiz durumu çağın bütün düşünürlerinde görüyoruz. Örneğin, Jean-Jacques Rousseau'ya baktığımızda, aydınlanma çağının en önemli felsefecilerinden biri olarak kendisi "Kadına verilecek en iyi eğitimin, eşine nasıl iyi bir hizmetçi olması gerektiği ve çocuklarına nasıl iyi bir anne olması gerektiğini" düşünmesidir. Diğer bir örnekte de, Immanuel Kant'a "Neden kadınlardan felsefeci olmaz?" diye soruyorlar. O da "Felsefeci olsalardı bıyık ve sakalları olurdu" diye cevap verir. 

Kadınların biyolojik yapıları nedeniyle rasyonel düşünemeyecekleri, siyasete girdiklerinde erkekler kadar başarılı olamayacakları ve kadınların temel görevinin çocuklarını büyütme veya eşine hizmet etmek olduğu varsayılıyor. Bununda doğal düzen olduğunu savunuyorlar. 18. ve 19. yy. kadın hareketlerine baktığımız zaman feminist kadınlar bunun bir doğal düzen olmadığını, doğal olan bir şeye zaten karşı çıkılmayacağından ötürü kendilerine atfedilen bu normları yavaş yavaş reddetmeye başlıyor. 19. yy.'dan itibaren ciddi bir şekilde örgütlenmeye başlayan kadınlar ilk mücadelesini siyasete katılma oy verebilme mücadelesiyle başlatıyor. 

Birinci dalga feminizm daha çok kadınların oy verme  hakkını elde edebilme mücadelesidir. Bunun ardından gelen ikinci dalga feminizm ise kadının toplum içindeki pozisyonunu, rollerini tartışmaya açtı. Sadece oy verme alanında değil aile, ev içi emek gibi konular radikal bir şekilde tartışıldı. Örnek vermem gerekirse iş hayatına eşit bir şekilde katılıyorum ancak çocuk bakım yükünün hala benim üzerinde olması gibi. Devletler bunun için ne yapabilir? Çözüm kreşlerin yaygınlaştırılması ve devletin kreş masraflarını karşılamasıdır. İlaveten annelik izinin 2 ya da 3 seneye kadar uzatılması ve 6 ay evde anne bakıyorsa 6 ay da babalık izninin olması gerekir. Avrupa'da zamanında verilen bu mücadelelerden ötürü şimdi meyvesini yiyorlar. Anne ve babaya verilen çok geniş haklar sayesinde bir bakıma hem evde hem de iş yerinde eşitliği sağladılar. 

Üçüncü dalga feminizme baktığımız zaman ise anti emperyalist bir dalga olarak karşımıza çıkar. Orta Doğu, Asya ve Afrika'daki kolonileşmeye girmiş devletlerin koloni karşıtı mücadelesi şunu gösterir. Bugüne kadar yapılan kadın hakları mücadelesi Batı merkezli derler. Ne demek Batı merkezli olması? Bugüne kadar yapılan mücadele Batı'daki kadınların sorunlarıyla ilgiliydi. Ancak koloni karşıtı mücadele veren ülkelerdeki kadınların problemlerinin başka olduğu ortaya çıktı. Özetle 8 Mart kadınların kendi yaşadıkları coğrafya ve kültürde kendine has problemlere ortak mücadele zemininde bir hak elde etme çabasıdır.

Günümüzde kadınların karşılaştığı en büyük zorluklardan biri sizce nedir ve bu zorluklarla başa çıkmak için neler yapılabilir?

Dediğim gibi hangi kadınlar diye soracağım şimdi?  Türkiye'deki kadınlar mı, Kayseri'deki kadınlar mı, üniversitedeki kadınlar mı yoksa Avrupa'daki kadınlar mı, Afrika'daki kadınlar mı? Her bölgenin kendine göre siyasi mücadelesi vardır. Türkiye’yi cevaplayacak olursam bakım problemi derim. Türkiye'de kadınların iş gücüne katılımı %32 civarında. Kadınların iş gücü piyasasına katılmamasının birincil nedeni evlilik ve çocuk sahibi olmalarıdır. Evlilik ve çocuk sahibi olduğumuzda ne oluyor? İlk 7 sene hatta daha sonrasında çocuklar okula gidip geliyor ve evde birinin olması lazım. Ev işlerinin yapılması, lazım yemek yapılması lazım. Türkiye'de bu sorumluluk temel olarak kadınların üzerinde. Bu kadınların iş hayatına katılımını, kadınların kendine güvenen, kendi ayaklarının üzerinde durabilen bireyler olmalarını, kadınların ve erkeklerin eşitlik içinde bir arada yaşayabilmesi kadınların önündeki en büyük engellerden bir tanesidir. Türkiye'de kadın bakım yükünü kolaylaştırıcı politikalarının olmadığını söyleyebiliriz. Annelik izni, babalık izni, klasik kreş hizmetleri, çalışan anne olup çalışan kadına birtakım ayrıcalıklar, hizmetler ve pozitif ayrımcılık gibi bir sürü alınabilecek önlemler vardır. Politikanın değişmesi gerekir. Kadınların daha çok karar verme mekanizmalarında yer almaları lazım ki kadın bakış açısı ve kadın problemleri deneyimi oraya yansısın. Ben Türkiye'nin önünde bu önemli engeli kadının statüsünün yükseltilmesi, toplumda kadın-erkek eşitliğinin toplumun kamu alanına yansıtılması, kadınların iş gücüne katılımını desteklenmesi, omzundaki bakım emeği yükünün azaltılması gibi politikaların hayata geçirilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.

Kadınların toplumsal rollerinin güçlendirilmesine dair mesajınız nedir?

Kadınların toplumsal rollerini güçlenmesi dediğim gibi politikayla, yasayla olur. Kadınların eşit iş koşullarına, eşit iş dağılımına ve evde eşit güç dağılımına erişmesini siyasi kurumlar yasa ile amasız, fakatsız koruma altına almak zorundadır. Kadın hakları mücadelesinde talep edilen kurumların toplumsal mücadeleye ve siyaset yapımına katkı sağlamalarını kolaylık sağlayan platformlar oluşturmak zorunda olduğunu düşünüyorum. Yasa yapımında ve politika oluşumunda bu platformların görüşlerinin mutlaka dahil edilmesi gerektiğine inanıyorum. Genel anlamda bu iş, bireylerin dönüşümüyle değil toplumun örgütlülük bağlamında dönüşümüyle mümkün olacak bir süreçtir.