AGUNews

Haziran 2026, Sayı 105

Paralel Evrenlerin Sineması: 101

Paralel Evrenlerin Sineması: 101


Gece toplanmış sekiz arkadaş, bir masada oturmuş akşam yemeğinin keyfini sürüyorlar. Bir yıldız kayması hakkında haberler ortalıkta dönüp duruyor ama dikkate almaya ne hacet, sadece birkaç teori ve zırvadan ibaret olsa gerek! Fizikçinin biri de bir kitap yazmış zaten; yok paralel dünyalar, bilmem eş zamanlı aynı yaşamlar, ihtimallerin sonsuzluğu... Yok daha neler... Ya da... Öyle mi?

Adamın biri bir gün bir savaşta ölür, ertesi gün uyanır ve öldüğü günü tekrar yaşamaya başlar ve her şey tamı tamına, noktası virgülüne aynı şekilde ilerler. Adam bir önceki gününün aynını yaşadığını anlar; tek değişen şey, kendinin bunun farkında olmasıdır. Onun dışındaki herkes ve her şey, her olay tamamen özdeş seyretmektedir. Kimse ne olduğunun farkında değildir ve bu döngüden nasıl kurtulacağını çözmesi gerekir.

Bir de süper kahraman hikâyeleri var, değil mi? Farklı evrenlerde yaşayan, farklı kişilik ve güçlere sahip kahramanlar. Bizim dünyamızda görülmemiş kahramanlık hikâyeleri yazan bir karakter, bir başka paralel dünyada kimsenin tanımadığı sıradan bir insan belki de ya da ölmüş daha çocuk yaşta... Ne trajedi ama...

Dur dur, bir de şu var... Bir oğlan var, Tokyo'da doğmuş; kız da bilmem ne şehrinin bilmem ne kasabasında... Günün birinde bu iki birbiriyle alakasız insanın bedenleri değişseler nasıl olurdu? Çok heyecan verici değil mi... Çılgınnn resmen yahu!

Evet, hanımlar ve baylar; bugün tahmin etmiş olacağınız üzere paralel evrenleri ele alacağız, kıyısından, solucan deliğinin böyle hafif ucundan bakıp çıkacak kadar yani. Her yiğidin harcı değildir elbette bu konuyu konuşmak, sahici bir bağlam ve zemin üzerinde tartışmak; nitekim paralel evren meselelerini anlamak veya tartışabilmek için en kötüsünden basit seviyede kuantum fiziğine kulaktan da olsa aşina olmak; Einstein'dan, Schrödinger'den ve onun pek kıymetli hem tüylü hem tüysüz kedisinden haberdar olmak ve zamanda yolculuk üzerine çok uzun saatler kafa patlatmış ve bir şeyleri aşmış olmak gerekiyor. Bu "bir şeyler", öz itibarıyla paralel evren ile ilgili ortaya çıkan her yeni anlatı için heyecanlanmayı da beraberinde getirmekle birlikte içinde Zeno, Büyükbaba ve daha nice paradoksu ve teoremi barındırıyor. Yani sıkı fıkı bir sohbet ve izlence konusu olan bu pek ilgi çekici teorimiz bize çokça düşünme ve eğlenme olanağı sunuyor; böylesi bir sonsuz ihtimaller ufkunun bu kadar görkemli olmasının yanı sıra konuşulması, yazılması ve okunması böylesi eğlenceli içerikler üretilmesine de olanak sağlıyor olması, paralel evren teorisini benzersiz bir yere koyuyor bizim gözümüzde. Öyle ki biz yakın arkadaşlarla, daha doğrusu üzerine uzunca sohbet etmeye razı olan herkesle; paralel evren karmaşasını, herhangi bir anlatı özelinde nasıl doğduğunu ve hangi mantıksal zeminlere oturtulmaya çalışıldığını ve bu zeminlerin hangi yönlerle harikulade, hangi yönlerle çelişki içinde olması gerektiğini, ortaya çıkardığı sorunsalları ve neresinden tutarsak tutalım özünde yalnızca zaman yolculuğunu olası kılmak için mi varlığına inanmayı seçtiğimizi ve daha nice heyecan verici konuyu konuşmayı çok seviyoruz. Bayılıyoruz, tabiri caizse ölüp bitiyoruz da denebilir. Yok, o kadar da değil hocam, o kadar da değil. Ama seviyoruz tabii. Bir "bayramın birinci günü" değildir bizim için ama hoştur işte.

Yukarıda bahsettiğimiz ilk hikâye —sekiz arkadaş toplanmış bir gece vakti olan— Coherence adlı bir yapımı anlatıyor. Bu yazıya da ilham olan film, bizce benzerine az rastlanır cinsten bir gerilim sunuyor ve konuya ilgisi olduğunu düşünen düşünmeyen herkesi en filtresiz ve iç ürpertici, kimi yerde korkuyla karışık düşündürücü bir edayla içine alıyor ve siz daha ne olduğunu anlamadan tüylerinizi diken diken etmeye başlıyor. Hikâyenin zihinde çözülmeye başladığı anlarda seyircide bir kimlik kaybı duygusu oluşuyor ve herkes bir anda ekran başında gerçekliğini sorgularken bulabilir kendini. Daha neyim ne oldum demeye kalmadan, beklenmedik bir hızla trajik kayıplar ve şiddet ögeleri birbirini izliyor ve jenerik akmaya devam ederken beyaz yazıların aktığı o simsiyah ekrana bön bön bakıp ne olduğunu içselleştirmeye çalışırken buluyorsunuz kendinizi.

Paralel evrenlerin işlenişi Coherence filmi özelinde tam olarak teoriyi ve onun potansiyelini açıklamak üzerine kurgulanmış gibi hissediyoruz; bunun yanı sıra bahsettiğimiz diğer filmler ve bahsedemediğimiz onlarca yapım, pek çok farklı açıdan meseleyi ele almaya çalışıyor. İkinci paragrafta bahsettiğimiz film Edge of Tomorrow olup bu paralelliği belirli ve küçük bir zaman dilimi kadar alan için kısmış ve bu durumu kendi aksiyon akışına hizmet etsin diye bonkörce kullanıyor mesela. Ya da süper kahraman filmleri paralel evrencilik meselesini iyice abartıp tadını kaçıracak düzeyde ele alabiliyorlar. Popüler ve sevilen karakterleri bir araya getirmek, senelerce durmadan usanmadan oyuncu değiştirip aynı karakteri sözde "başka bir evrende" oynatmak suretiyle kullan-at durumuna sokmak, karmaşık ve kafa karıştırıcı hikâyeler anlatmak gibi talihsizliklere başvuran bu kahramanlık hikâyelerinin paralel evren anlatısının bütçe sahibi firmaların en sevdiği hobisi haline gelmesi durumu da bizi üzüyor elbette. Ama ne gelir elimizden Türk şiirinden başka... Hiç.

Dememiz o ki, bu konu kitap kitap tartışmaların, katman katman hikâye ve teorilerin ve binlerce saat görsel, yazılı, sözlü vb. her türlü içeriğin uğruna üretildiği, aynı hız ve heyecanla tüketildiği ve bir o kadarının da hemen ardından beklendiği çok ilgi çekici ve çok kafa patlatıcı müthiş bir konu. Umarız herkes bizim gibi; böyle bir opsiyonun varlığından, bize sunduğu ve vaat ettiği şeylerden bizim kadar memnun kalıyor, üzerine düşünüyor ve bazen de gerekli eleştirisini yapıyordur.

Yukarıda sıraladığımız filmlerden sonuncusu bir animasyon yapımı, Kimi no Na wa adlı bir eser. İzlemeyen varsa lütfen, hızlıca ama hak ettiği saygısını da vermek suretiyle izlesin. Bu kendileri adına büyük bir kazanç olacaktır diye umuyoruz.

Ciao! (Yazarımızın İtalyan olduğu bir evrenden gönderdiği hoşça kal mesajıdır!)



GALERI